Aşk

Ayaklarımı yerden kesip uçuran aşk.

Ne yaparsam yapayım, herhangi bir zamanda her hangi bir yerde aklımın bir köşesinde hep duran, karnıma ağrılar girmesine neden olan, anlamsız gülüşlerime sebep olan aşk.

Mıknatıs gibi kendisine döndüren, yerçekimi gibi kendisine yaklaştıran aşk.

Güneşi daha sıcak, gökyüzünü daha mavi, havayı daha temiz yapan aşk.

Beni daha bi’ ben yapan aşk. Ya da beni bambaşka biri kılan aşk.

Kaç kere gelebilir başa? İnsan sever, insan hem de çok sever. Çok kez sever. Her bitişte tok bir daha sevmem, hele “böyle” hiç sevemem der. Ama öyle sonsuz ki sevmek, insanın kalbi herkese yeter, her seferinde daha da genişler, her seferinde yepyeni sever. Bıkmadan sever, istemese de sever. Her yarasında, her kırıldığında iyileşir yine sever. Üstelik öyle kimseye de ihtiyaç duymaz iyileşmek için. Kendi kendini sarar da düzeltir.

Ama ya aşk? Aşk ne ki?

Sevmekten- hatta çok sevmekten farklı kılan ne bu “anlamsız gülüşler”i?

Sevmenin en çok hali mi? Sevmenin en yoğun hali mi?

Aşkla sevgi benzer şeyler mi, kesişen iki küme gibi; yoksa biri diğerinin içinde, biri diğerinin dışında mı? Yoksa ikisi elmayla armut gibi - hatta elmayla patates gibi mi?

Aşk neydi? Aşık oldun mu hiç? Nasıl bildin aşık olduğunu anlatsana biraz bana. Ya da sonradan geriye dönüp baktığımda “tüh yanlış düşünmüşüm/hissetmişim/ anlamışım; aşk değilmiş bu” dediklerin ne oldu? Ne oldu da o çok sevdiklerine hiç de aşık olmadığını fark ettin? Kim ola ki o “çok sevme” halinde aşkla ikisini ayırt edebilsin? Bilen varsa, ciddi soruyorum.

Bence aşk bitmeyen. Aşk geçmeyen. Aşk ölmeyendir. Yer zaman mekan fark etmez. Görüşmeyi konuşmayı öpüşmeyi sevişmeyi gerektirmez. Dokunmayı, koklamayı da öyle. Aşk tamamen içimizde, ne aklımızda ne kalbimizde ne ruhumuzda ne de bedenimizde. Aşk bilinmedik bir yerde. Ama bir geldi mi; o her yerde.

İnsan yıllarca görmeden aşık kalabilir, sesini unutur ama hissettiğini unutmaz. Bi’ koku duyar, çarpıntısı yeniden başlar. Anlık bir heyecan değildir aşk. Yaşama sevinci gibidir. Aslında hiç geçmez, en kötü anında bile devam eder bir yerlerde. Bulutların dağılmasını bekler, yine gösterir yüzünü. Hatta bazen kendisi dağıtır tüm bulutları. Masal anlatır gibidir çocuklara, o varken her şey mümkündür. Onunla her şeye inanırsın, seni şekilden şekle sokar. Asla’ların gerçek, keşke’lerin iyi ki’ye dönüşür.

“O” gittiğinde bitmez aşk. Aşk sen istediğinde de bitmez. Aşk bitmez. Yer altına gömebilir, üstüne kat kat toprak atabilirsin. Üstüne kimleri kimleri sevebilirsin. Hem de gerçekten seversin. Çok da sevilirsin. Şehirler değiştirip yılları tüketirsin. Ama aşk orada kış uykusunda durur, üstündeki ağırlık hafiflediği an, soğuk karlar erir erimez başını yerden kaldırır. Sana orada olduğunu hatırlatır. Bir anda bir bardak su içerken boğazına kaçırır. Sevgilerini söndürür, hem başkasına hem kendine. Aşk bitmez. Aşk ölmez. Aşk sadece saklanır. Sen kendinden saklandıkça o da saklanır. Aşk acıtır, aşk çok acıtır. Ama onsuz da yaşatır. Gün gelir, sana kendini hatırlatır. Sonra da unutturur. Ama hep orada durur.

Mesele onunla yaşamayı öğrenmek. Ona isyan ya da inkar etmek değil. Kabullenmek. Şanslı demeyeceğim ama yeterince azimliysen peşinden gitmek; toprak altında kalmasına izin vermemek. Korkaksan, ki bu da olabilir elbet, örtebildiğin kadar üstünü örtmek. Örtmek ki hayatın boyunca başını ordan kaldırmasına müsade etmemek; böylece yola devam edebilmek. Yoksa edemezsin. Ettirmez.

Sevmeyi aşka, aşkı sevgiye dönüştüremezsin. Birine ikisini aynı anda da hissedemezsin. Biri varken öbürünü içinde tutamazsın. O kadar büyük değilsin, çatlarsın. Kabuğuna sığamazsın.

Sen hiç aşık oldun mu?

Yorumlar