Oda

Her yanı farklı renkte bir oda. Hiç cam yok. Ne kadar da kalabalığız içeride, nefes alacak alan kalmamış. Her duvarı hiç boşluk kalmamışçasına ayrı ayrı karalanmış. Yazılmış, çizilmiş, resmedilmiş. Karaladım her şeyi, okunmayacak hale gelene kadar karaladım. Halbuki ben yazmıştım hepsini ilmek ilmek. Karaladıkça rahatladım. Kalemin bitti, hırpalanan ellerimden damlayan kanımla devam ettim karalamaya hepsini. Sustum karalarken, acıya hiç ses çıkarmadım. Sonra sustuklarıma büyük gürültüler ekledim, kulaklarımı kapattım, herkesin kulaklarını kapattım. Ardından çığlığı bastım avazım çıktığı kadar, boğazım ağrıyana kadar, kan tükürene kadar bağırdım. Kimse duymadı. Ben bile duymadım. Ne varsa kustum dışarı, içim boşalana kadar. Ağladım, hıçkırmaktan nefesim kesilene kadar ağladım. Gözlerim kuruyana kadar ağladım. Gözlerimi hiç açmadım ağlarken, ışıkları da yakmadım. Ne ben gördüm kendi ağladığımı ne de bir başkası. O odada her şey artık, sevgilerim kızgınlıklarım kırgınlıklarım ne varsa çıktı benden. Arındım. Hafifledim. Bıraktıklarımı ne ben önemsedim ne de bir başkası. Ama kapıdan çıkıp giderken dönüp baktığımda kendimi içeride gördüm yine. O ben miydim yoksa benim bir yansımam mıydı sadece ayırt edemiyorum. Ama kapıdan çıktım. Kilitledim. Anahtarı sımsıkı tuttum elimde. Geride bıraktığım ben'i düşünmeden çıktım. Temiz havaya adım attım. Toprağa değdi ayağım, son kalan elektriğimi de boşalttım. Ayaklarımın altında çatırdayan toprağı hissettim. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Tam da en sevdiğim havaydı, üşütmeyecek kadar serin ama masmavi bir gökyüzü arasından yüzünü gösteren sımsıcak güneş. Yürüdüm, oradan uzaklaştığıma emin olana kadar yürüdüm. Nasıl emin olabilirdim ki içimdekilerden yeterince uzaklaşacağıma? Ama yılmadım. Ağaçların arasında saklandım, hiçbir şeyin beni izlemediğinden emin olana kadar bekledim. Geride bıraktığım her şey beni takip edebildirdi. Denize varana kadar koştum sonra. Ilık suyu hissettiğimde derin bir oh çektim. Yavaş adımlarla girdim suya. Bedenimin aşağıdan yukarı yavaş yavaş ıslanışını, son kalan kirimin de o suyla temizleneceğini umarak ilerledim. Su boyuma geldiğinde sadece nefes almak dışında hiçbir şey yapmıyordum, öylece hareketsizdim. Sakince anahtarı elimden bıraktım. Denizin dibinde kaybolup gidene kadar bekledim. Çarşaf gibiydi deniz, en ufak bir dalga yoktu beni rahatsız edecek. Ki ben ne dalgalarla boğuştum. Ayaklarımı hafifçe yere vurup suyun yüzeyine kaldırdım. Bütün ağırlığımı bıraktım suya, artık ağırlığım da kalmamıştı omuzlarımda zaten. Kuş gibi hafiftim. Söylenecek her şeyi söylemiş, yapılacak her şeyi yapmıştım. Her şey bu kadardı. Omuzlarımdaki yükle beraber vicdanım da hafiflemişti. Süzüldüm, ellerim buruşana kadar süzüldüm. Acıkmadım, susamadım. Hiçbir şeye ihtiyacım kalmamıştı. Gökyüzü hala masmaviydi.

Hava hiç kararmadı. Güneş hiç batmadı. Batmayacaktı da. Ben artık özgürdüm.

Yorumlar